Türk Futbolunun Sistemsel Sorunlarına Hamit Altıntop’tan Derin Bir Bakış

Her gün futbol konuşulup tartışılıyor olsa da, gerçek anlamda ne kadarını anlıyor ve düşündüğümüzü sorgulamamız gerekiyor. Aslına bakarsak, biz aslında futbolun kendisinden çok, sistemin işleyişini ve aktörlerin rollerini tartışıyoruz. Bu durum özellikle Türk futbolu için geçerli. Göreve başlarken büyük umutlar beslenen yönetimler, maalesef ilk adımlarda hayal kırıklığı yaratmaya devam ediyor. Comolli ve Cocu tercihleri, sistemin dinamiklerine hakim olmayan isim seçimiyle başladı ve bu da saha içi ile saha dışı arasındaki kopukluğun temel taşlarını oluşturdu.

Yeni dönemler ise Emre Belözoğlu ve Erol Bulut ile şekillendi, fakat burada da temel sorun isimler değil, sorumlulukların ve rollerin yanlış tanımlanmasında yatıyor. Emre, aidiyet duygusunu kamçıladı ve kulübe destek olmaya çalıştı, ancak tamamen sistemin içine entegre olmadan hareket ettiği için zorluklar yaşandı. Aynı şekilde Erol Bulut da, düzgün bir yapı olmadan yalnız bırakıldı. Bu durum, Türk futbolunun temel sorununu açıkça ortaya koyuyor: sorun kişilerde değil, sistemde ve yapısal eksikliklerde.
Sabırsızlık ve Müdahale Etme Alışkanlığı Türk futbolunun hastalıklarından biri de yüksek sabırsızlık hâlidir. Başkanlar sürekli ‘müdahale’ etmek zorunda hissetmekte; oysa mesele müdahalenin kendisi değil, doğru zamanda ve doğru şekilde yapılmasıdır. Söz konusu adımlar genellikle yeterince analiz edilmeden ve sağlam geri bildirim alınmadan atılıyor, bu da istikrarın kaybolmasına neden oluyor. Çevredeki kişilerin futbol bilgisinden yoksun, kişisel dikkate alınan yorum ve duygular öne çıkıyor, bu da krizleri derinleştiriyor.
İsmail Kartal’ın doğru yolda olması ise göz ardı edilmemeli. Kulüp iyi bir ivme yakalamışken, onu güçlendirmek en doğru adım olurdu. Ancak yine değişiklik yapılarak, uzman ve istikrarlı bir yapıya geçiş engelleniyor. Bu noktada, isimler değil, sistem ve sabır önemlidir. Zira en büyük teknik adamlar bile, yanlış zeminde başarı sağlayamaz.

Türk futbolunda esas aktörler sessiz savaşçılar gibidir; teknik direktörler ve oyuncular. Günümüzde, sahada disiplin ve stratejiyi sağlayan, başarıyı getiren bu isimlerdir. Onların kararlılığı ve ortak hareket etme anlayışı, futbolun gelişiminde belirleyicidir. Ancak, yoğun tartışmalara rağmen, bizim en önemli sorumuz aslında futbolun kendisinden çok, onun yapılandırılma biçimi ve aktörlerin birbirleriyle ilişkileridir.
Antalyaspor’da Emre Belözoğlu dönemi sona erdi. Bu gelişme, her ne kadar olumsuz gibi görünse de, aslında doğru yönetimsel kararlara işaret eder. Bugünkü durumda Galatasaray’ı ya da diğer kulüpleri daha ‘kötünün iyisi’ olarak görebiliriz, ama bu durumun da sistemin sağlıklı işlediği anlamına gelmediğinin farkında olmalıyız. Bir kulübün biraz daha başarılı olması, bütün futbol yapısının düzgün çalıştığını göstermez.

Gerçek hedefe dönmek: Ali Koç’un süreçleri, bize sistem değişikliğinin ne denli önemli olduğunu gösteriyor. Kaynak ve vizyon elbette önemli, fakat bunlar, sistemi değiştirmediği sürece tek başına yeterli değil. Dış baskılar, medya ve sosyal medyada oluşan gürültü, kulüplerden yapılan yanlış yönlendirmeler, temel hedeften sapmaya neden oluyor. Asıl amaç, sahada başarıyı yakalamak olmalı. Bunun yolu ise, alanında uzman profesyonelleri doğru yere konumlandırmak ve takım kimliğini güçlendirmekten geçer. Sadece bu şekilde, sürdürülebilir ve gerçek anlamda gelişen bir futbol yapısı inşa edilebilir.





