Orta Doğu’da Kıyamet Senaryosu: Seccil Füzeleri Sahneye Çıktı, Bölge Ateş Çemberinde
Orta Doğu’da yıllardır biriken barut fıçısı nihayet büyük bir patlamayla infilak etti. Bugün sadece bölgesel bir çatışmaya değil, küresel dengeleri kökten sarsacak bir güç gösterisine şahitlik ediyoruz. Tahran’dan gelen son dakika bilgileri, İran ordusunun en stratejik kozlarından biri olan “Seccil” balistik füzelerini ateşlediğini doğruladı. Bu hamle, sadece bir askeri operasyon değil; Tel Aviv’den Washington’a, Moskova’dan Pekin’e kadar tüm başkentlerde yankılanan bir “meydan okuma” mesajıdır.
Yirmi yıllık bir gazetecilik kariyerinde pek çok kriz, operasyon ve diplomatik kördüğüm gördüm. Ancak bugünkü manzara, Soğuk Savaş’ın en karanlık günlerini dahi geride bırakacak bir potansiyele sahip. İran-ABD-İsrail üçgeninde ipler sadece kopmadı; o ipler artık birer kırbaç gibi bölge halklarının üzerinde şaklıyor. Peki, neden şimdi? Seccil füzeleri neden oyunun kurallarını değiştiriyor? Ve en önemlisi, bu gecenin sonunda bizi nasıl bir dünya bekliyor?
Seccil Füzeleri: Çölde Yükselen Katı Yakıtlı Tehdit
Öncelikle askeri bir analizle başlayalım. İran’ın füze envanterindeki mücevher olarak kabul edilen Seccil füzeleri, neden İsrail ve ABD savunma sistemleri için bu kadar büyük bir baş ağrısı?
Seccil, İran’ın ilk çok aşamalı ve katı yakıtlı orta menzilli balistik füzesidir (MRBM). Teknik detaylara indiğimizde, bu füzenin “katı yakıtlı” olması, stratejik dengeleri altüst eden temel unsurdur. Sıvı yakıtlı füzeler (Şahab serisi gibi), fırlatılmadan önce uzun bir yakıt ikmal sürecine ihtiyaç duyar ve bu süreç uydular tarafından kolayca tespit edilebilir. Ancak Seccil, katı yakıtı sayesinde dakikalar içinde fırlatılmaya hazır hale getirilebilir. Bu da “önleyici vuruş” yapmak isteyen güçler için tespit ve imha penceresini imkansız denilecek kadar daraltır.
Yaklaşık 2.000 ile 2.500 kilometre menzile sahip olan Seccil-2, Tahran’ın merkezinden ateşlendiğinde sadece İsrail’in tamamını değil, Güneydoğu Avrupa’yı ve Orta Doğu’daki tüm ABD üslerini vurabilecek kapasitededir. Saatte binlerce kilometre hıza ulaşan bu füzeler, atmosferin dışına çıkıp tekrar giriş yaparken (re-entry) sergiledikleri manevra kabiliyetiyle hava savunma sistemlerini (Demir Kubbe, Arrow-3, Patriot) ciddi şekilde zorlamaktadır.
Savaşın Gerekçesi: 2026’ya Nasıl Geldik?
Bu akşamki füze yağmuruna giden yol, son iki yılda atılan yanlış adımların ve başarısız diplomasi trafiğinin bir sonucudur. 2024 ve 2025 yıllarında nükleer müzakerelerin tamamen çökmesi, İran’ın uranyum zenginleştirme kapasitesini %90 seviyesine çıkarması ve buna karşılık İsrail’in İran’ın İsfahan ve Natanz bölgelerindeki tesislere düzenlediği gizli siber ve fiziksel saldırılar, bugünkü açık savaşın taşlarını döşedi.
ABD’nin bölgedeki varlığını tahkim etmesi ve son olarak Hürmüz Boğazı’ndaki bir petrol tankerine yapılan, faili meçhul ancak İran’a fatura edilen saldırı, bardağı taşıran son damla oldu. İran Milli Güvenlik Konseyi, bu akşam yaptığı açıklamada, Seccil füzelerinin ateşlenmesini “meşru müdafaa ve egemenliğin korunması” olarak tanımladı. Ancak bu hamle, bölgede geri dönüşü olmayan bir yola girildiğinin en net kanıtıdır.
İsrail’in Tepkisi ve “Kıyamet Stratejisi”
Şu an Tel Aviv ve Kudüs’ten gelen haberlere göre, halk sığınaklara çekilmiş durumda. İsrail Başbakanı, bu saldırıya “eşi benzeri görülmemiş bir bedel ödetileceğini” duyurdu. İsrail’in “Arrow” savunma sistemlerinin kaç füzeyi havada imha edebildiği henüz netleşmedi; ancak Tahran’ın tek seferde onlarca Seccil ateşlemiş olması, “satürasyon saldırısı” (savunma sistemini aşırı yükleyerek kilitleme) taktiği uyguladığını gösteriyor.
Askeri uzmanlar, İsrail’in bir sonraki hamlesinin doğrudan İran’ın fırlatma rampaları ve komuta kontrol merkezleri olacağını öngörüyor. Ancak burada bir risk var: İran’ın füzeleri yer altındaki “füze şehirlerinden” ateşleniyor. Bu da İsrail’in hava saldırılarının etkinliğini sınırlayabilir ve kara operasyonu ya da nükleer caydırıcılık tartışmalarını masaya getirebilir.
Washington’ın Çıkmazı: Yeni Bir Vietnam mı, Yoksa Nihai Hesaplaşma mı?
ABD Başkanı’nın Beyaz Saray’da kurulan durum odasından operasyonları bizzat yönettiği bilgisi geliyor. Amerika için durum çok daha karmaşık. Bir yanda müttefiki İsrail’i koruma yükümlülüğü, diğer yanda ise küresel enerji piyasalarının çökme riski. Seccil füzeleri sadece İsrail’i vurmuyor; ABD’nin bölgedeki tüm stratejik çıkarlarını ve “Dokunulamaz” imajını da hedef alıyor.
Eğer ABD, İran topraklarına doğrudan bir saldırı başlatırsa, bu sadece Tahran ile sınırlı kalmayacak. Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen’deki vekil güçler (Hizbullah, Husiler) eş zamanlı olarak harekete geçecektir. Bu, 21. yüzyılın en büyük ve en kanlı bölgesel savaşı anlamına gelir.
Küresel Ekonomi ve Enerji Güvenliği Sarsılıyor
Şu dakikalarda ham petrol fiyatlarının varil başına 150 dolar sınırını zorladığını görüyoruz. Hürmüz Boğazı’nın kapatılma ihtimali, küresel ticaretin %20’sinin felç olması demektir. Seccil füzelerinin yarattığı ateş sadece askeri değil, aynı zamanda ekonomik bir yangındır. Avrupa ve Asya piyasaları yarın sabah tarihinin en kara günlerinden birine uyanabilir.
Sahadaki Gerçekler
Savaşta ilk ölen gerçektir. Her iki taraftan da gelen propaganda videoları ve rakamlar yanıltıcı olabilir. Ancak değişmeyen tek gerçek şudur; İran’ın Seccil füzelerini ateşlemesi, “diplomasi masasının yakıldığı” anlamına gelir. Artık kelimelerin bittiği, barutun konuştuğu bir evredeyiz.
Seccil füzeleri, İran’ın “Ben buradayım ve her yere uzanabilirim” mesajıdır. İsrail’in Demir Kubbe’si ne kadar güçlü olursa olsun, bir tane bile Seccil füzesinin hedefine ulaşması, psikolojik ve stratejik dengeleri İran lehine çevirebilir. Diğer yandan, İran’ın bu füzeleri ateşlemiş olması, kendi sonunu da hazırlayabilecek bir kumardır. Çünkü bu hamle, Batı dünyasına “İran’ın askeri kapasitesini tamamen yok etme” meşruiyetini sunabilir.
Karanlık Bir Gece, Belirsiz Bir Sabah
28 Şubat 2026, tarih kitaplarına Orta Doğu’nun yeniden şekillendiği gece olarak geçecek. Seccil füzelerinin alevi sadece gökyüzünü değil, hepimizin geleceğini aydınlatıyor—ya da yakıyor. Şu an için tek temenni, sivil kayıpların en az düzeyde kalmasıdır; ancak stratejik gerçekler bunun aksini fısıldıyor.
Bölge, devlerin satranç tahtası olmaktan çıkıp bir gladyatör arenasına dönüştü. Şimdi gözler, önümüzdeki birkaç saat içinde gelecek misilleme saldırılarında. Acaba rasyonalite galip gelecek mi, yoksa hırs ve intikam duygusu Orta Doğu’yu yüzyıl sürecek bir karanlığa mı gömecek?
Siz Ne Düşünüyorsunuz?
Değerli okurlar, bu kritik saatlerde görüşleriniz bizim için çok önemli. Sizce İran’ın bu hamlesi bir intihar mı, yoksa dâhiyane bir caydırıcılık stratejisi mi? ABD ve İsrail’in vereceği karşılık bölgeyi bir dünya savaşına sürükler mi? Uluslararası toplum bu yangını söndürebilir mi, yoksa çok mu geç kalındı? Yorumlarınızı aşağıda paylaşın, bu tarihi anları birlikte analiz edelim.




