Kolon Kanseriyle Mücadelede Uzun ve İlham Verici Bir Hikaye

Amber Kissell, 35 yaşında ve ikinci çocuğunu dünyaya getirirken yaşadığı duygusal ve fiziksel deneyimlerin ardından sağlığıyla ilgili endişeler yaşamaya başladı. Hamileliği sırasında ve sonrasında fark ettiği sindirim sorunları, onun için ciddi bir uyarı niteliğindeydi. Sürekli devam eden kabızlık ve ishal hali, doktorlara başvurma ihtiyacını doğurdu.

Ancak doğum sonrası fark ettiği kanlı dışkı, tüm endişelerini hatırlattı ve kolon kanseri gibi ciddi bir durumun belirtisi olabileceğini düşündürdü. Hemen sağlık kuruluşlarına yöneldi; öncelikle aile hekimi, ardından da kolorektal cerrah tarafından muayene edildi. Aile hekiminin konuya yeterince eğilmemesi ve Kissell’ın kilo kaybına rağmen teşhis koymaması, onu başka uzmanlara yönlendirdi. Cerrah ise tanıyı hemoroit olarak belirledi.
“HENÜZ ÇOK GENÇSİN” YORUMU
Bugün 45 yaşında olan Kissell, Business Insider ile yaptığı röportajda, içtenlikle yaşadığı süreci paylaştı: “Kendi kendime ‘Bir şeyler yolunda değil’ diyordum. Birkaç kez başka doktora da gittim ve açıkça sordum, ‘Kolon kanseri olabilir miyim?’ diye. Aldığım cevap ise hep ‘Henüz çok gençsin’ oldu.” Böylece yaşının ve sigorta dışı kalması nedeniyle tarama imkanlarının sınırlı olduğu bilgisiyle karşı karşıya kaldı.

Fiziksel durumu kötüye gitmeye başladı; ayakta durmakta zorluk çekiyor, baş dönmeleri yaşıyor ve sürekli yorgunluk hissediyordu. 1 yaşındaki çocuğunun bakımını büyük ölçüde eşine devretmek zorunda kalmıştı. Bir gün yaşadığı şiddetli baş dönmesi atağıyla hastaneye kaldırıldığında, kolorektal cerrahına ulaşmayı başardı ve acil olarak eve dönüp birkaç gün içerisinde kolonoskopi yaptırması tavsiyesinde bulundu.
Laboratuvar sonuçları ve teşhis, onun hayatında dönüm noktası oldu: 4. evre kolon kanseri teşhisi kondu. Kanser, kalın bağırsaktan karaciğer ve lenf düğümlerine metastaz yapmıştı. Çocuklarının henüz 8 ve 16 aylık olduğu bu dönemde, aldığı haber tüm ailesinin yaşamını altüst etti. Ancak hekimler şaşırtıcı bir şekilde, hastanın tedavi sürecinde kemoterapinin tümörleri önemli ölçüde küçülmesine imkan sağladığını gördü ve Kissell neredeyse 10 yıl boyunca teşhis edilmemiş bir şekilde yaşamına devam etti.

“NEDEN AĞLAMIYORSUN? ÖLECEĞİNİ BİLİYORSUN DEĞİL Mİ?”
Kissell, ilk doktoruyla olan deneyimini şöyle anlattı: “İlk doktor sıcakkanlıydı. Bana ailesinden biri gibi davranıp, ameliyat yerine önce agresif kemoterapiyi tercih etti. Diğer bir doktor ise daha doğrudan ve sertti; yüzüme bakıp ‘Neden ağlamıyorsun? Öleceksin, değil mi?’ diye sordu.”
Hastalığının ilerlemiş olması, onu yaşam kalitesini koruma amaçlı palliative tedaviye yönlendirdi. Plan, altı tur kemoterapi gördükten sonra cerrahi müdahale ve ardından ek altı tur kemoterapiydi. Ancak, tümörlerin küçülmesi ve hastalığın şaşırtıcı derecede iyi cevap vermesi doktorları ve uzmanları bile hayretler içinde bıraktı.

“Dünyadaki en kolay şey olduğunu söyleyemem”
Kissell, en büyük korkusunun ailesiyle ilgili olduğunu belirterek, hastalık sürecinde onların yaşamını normal tutmaya çalıştı. İş hayatına hemşire olarak devam ediyordu; tedavilerini ve kemoterapiyi düzenli şekilde alırken, yine de hastalık ile yaşamayı öğreniyordu. Günlerini, çocuklarıyla birlikte bisiklete binmek, yürüyüş yapmak gibi aktivitelerle geçiriyordu. Kendine olan inancını ve aile desteğini her zaman korudu.
Ne yazık ki, hastalığın ilerlemesi ve etkilerinin hafifletilmesi sırasında yaşadığı maddi ve manevi zorluklar da vardı. Ancak, çevresinden aldığı destek, ona güç verdi. Birçok yardım kampanyası ve toplumsal etkinlik sayesinde, ailesine finansal olarak destek olmaya devam etti ve yaşadıklarını yaşam savaşına dönüştürdü.
Hastalık sürecinin sonunda, 12 tur kemoterapi sonucu tümörlerin büyük bölümü kaybolmuş ve karaciğerdeki birkaç küçük tümör bile yok olmuştu. Ameliyat öncesinde doktorlar, ilginç bir şekilde, kansere karşı uygulanan neoadjuvan kemoterapinin oldukça etkili olduğunu belirtti. Bu başarı, diğer hastalar ve uzmanlar tarafından da büyük bir ilgiyle karşılandı.
“Parmağım ağrısa bile onu arıyordum”
Dokuz yılı aşkın süredir tedavi gören ve halen remisyonda olan Kissell, bugünün onun için büyük bir zafer olduğunu söylüyor. Artık yılda sadece bir kez kontrol için hastaneye gidiyor ve yaşamına alışmaya çalışıyor. Ancak, yaşadığı sıhhata ilişkin tecrübeleri ona yaşamın her anının değerli olduğunu öğretti. Kendisi, “Başlangıçta durumu çok zordu. Parmağımda ağrı olduğunda hemen onkoloğumu arıyordum. Bunu atlatmam uzun sürdü ama sonunda, sevgi ve aile desteğiyle başardım” diyerek sözlerini tamamladı. Bu deneyim onun, ailesiyle geçirdiği zamanın kıymetini anlamasına ve mutlu anılar biriktirmesine vesile oldu. Artık, yaşadığı zorluklar ona, her günü en iyi şekilde değerlendirmeyi öğütlüyor ve yaşamın anlamını yeniden keşfetmesine neden oluyorlar.




