Baba ocağını restore edip kültür evine çevirdi bin parça antika eşyayı evinde sergiliyor

Kimsenin destek olmadan, kendi çabasıyla eski evi adeta bir müzeye dönüştüren Keleş, yaklaşık bin adet antika ve nostaljik eşyanın sergilendiği bir kültür evi oluşturdu. 50 metrekarelik alana sahip olan bu mekanda, gelen ziyaretçiler hem nostaljik atmosferi soluyor hem de antikaları yakından görme şansı yakalıyor. Keleş, evinin alt kısmını atölyeye çevirmiş ve burada saatlerce emek vererek restore ettiği eski eşyalarla hem kendi hatıralarını hem de doğadan ve tarihten derlediği objeleri sergiliyor. Bu sayede ziyaretçiler, Türk kültürüne ait birçok tarihi parçayı yakından görme fırsatı buluyor.
GEÇMİŞİ BİLMEYEN, GELECEĞİNİ DE BİLEMEZ

1986 yılında ailesiyle birlikte Bayburt’tan Bursa’ya göç eden ve son 10 yıldır tekrar memleketinde yaşayan Keleş, bu projeye başlamasında ailesinden ve geçmişiyle olan bağlarından büyük ilham aldığını belirtiyor. “Baba ocağımdaki restorasyon ve tadilatla birlikte, elimde yaklaşık 30-40 parça eski ve değerli eşya vardı. Bu objelere baktıkça içimde bir merak ve heyecan uyandı. Amacım, geleceğe bu mirası bırakmak ve geçmişimizi unutmamak adına koleksiyonumu genişletmek oldu,” diyor. |Keleş, toplamda yüzlerce tarihi eseri toplayıp, halen içlerinde 450 ile 500 parça arasına ulaşan eşyasının olduğunu söylüyor. Oğuz, “Zamanla toplam sayım yapmadım, şu an elimde binlerce parça var ve her biri bana büyük bir değer kazandırıyor. Bu çalışmalarla, hem kırsal mimarimizi hem de kültürel mirasımızı yaşatmayı hedefliyorum” ifadelerini kullanıyor. |
ZİYARETÇİLERİ BEKLİYOR

Yaz aylarında özellikle yoğun ziyaretçi akınına uğrayan kültür evi, yurtdışından gelen turistlerin de ilgisini çekiyor. Keleş, “Gelen ziyaretçiler, sosyal medya üzerinden veya tavsiye ile burayı öğrenip geliyor. Özellikle saat sınırı koymuyoruz, 24 saat boyunca açık kalıyoruz. Ziyaretçilerimizden ücret talep etmiyoruz, sadece geçmişe yolculuk yapıp, eski anıları tazeliyorlar ve ayrılırken mutlu ve hatıralarla dolu ayrılıyorlar,” diye konuşuyor.
İLK ESER 300 YILLIK DÜDÜKLÜ

En eski ve en değerli parçalarının başında, yaklaşık 300 yıllık bir düdüklü tencerenin yer aldığını belirten Keleş, “Bilinçli olarak bütün eşyalarım bana eşit derecede kıymetlidir. Her parça benim için ayrı bir anlam taşıyor. Bu nedenle, itina ve özenle muhafaza ediyor ve bakımını yapıyorum. Özellikle eski ve antika ürünlerin zaman içinde kaybolmaması ve gelecek nesillere aktarılması en büyük hedefim,” diyerek sözlerini tamamlıyor.




