Türkan Şoray’ın Hayat Hikayesi ve Anıları

Türkan Şoray’ın Çocukluğu ve Badem Şekeri Anısı
Türkan henüz küçük bir çocukken, elinde bir külah badem şekeriyle evin merdivenlerinde oturuyor. İçinde yoğun bir sevinç ve heyecan var. Tam ağzına bir tane atacakken, arkadaşı külahı kapıp gidiveriyor. Küçük Türkan kalakalıp kalıyor… Bu olay, onun için badem şekerinin hainliğin, haksızlığın ve içte kalan sevinçlerin simgesi haline geliyor. Bu hikayeyi bilen ve onu sevenler, Türkan Şoray’a sevgiyle bağlanmışlar ve ona özel getirilmiş badem şekerlerini sunarlarmış. O da hiçbir zaman itiraz etmeden birkaç tanesini alıp, sanki ‘Sevincimi, hakkımı benden alamazsınız’ dercesine, ağzına atarmış. Bu küçük detay, onun sevincini ve özgüvenini simgeliyor.

Zor Bir Çocukluk ve Gençlik Yılları
Türkan’ın çocukluğu oldukça zor geçmiş. 15 yaşında kameranın karşısına geçiyor ve o yaşlarda kötülüğü, art niyeti bilmediğini söylüyor. Ancak, o dönem yaşadıklarını, suiistimalleri ve haksızlıkları hiç unutmuyor ve affetmiyor da. Kameranın önünde büyüyerek setlerde hayatı öğreniyor ve nefes alıyor. İki farklı Türkan’ı bir arada yaşıyor: biri mütevazı evinin kadını, diğeri ise film yıldızı Türkan Şoray. Her karakterle biraz daha olgunlaşıyor ve bir gün, ‘altın kafes’ten cesurca çıkıveriyor, kendi yolunu çiziyor.

Kitap ve Hayata Dair Düşünceler
‘Türkan ve Hayat’ isimli kitabım çok güzel olmuş. Koca bir ülkenin kalpten sevdiği birisiniz. Işıltılı ve zor bir hayatınız var. Şimdilerde hayatınız nasıl bir dönemde?

Bu sözler beni çok mutlu etti. Bu, bana en büyük hediye ve en kıymetli iltifat. Çünkü ben de tüm ülkeyi ve insanları seviyorum. Hayatım şu anda huzurlu ve sakin. Kendime küçük ama sevgiyle dolu bir dünya kurdum. Bu dünyada kızım Yağmur’la, sevdiklerimle, dostlarım ve kitaplarım arasında mutluyum.
Set ve Ev Arasındaki İki Türkan
Hep Türkan’dan ve Türkan Şoray’dan bahsediyorsunuz. Setten çıkıp evinize girerken, iki Türkan birbirini tamamlayan bir bütün gibi. Birinin yapamadığını diğeri kamerada yaşıyor; dans ediyor, küfürlü konuşuyor, aşık oluyor ve kavga ediyor. Bu iki farklı yüz, aslında bir bütün olmanın, kendi içimizdeki farklı yönleri kabullenmenin bir sembolü gibi…

Sanırım, bu ayrımı fark etmeden çok önce, iç içe geçmiş bu iki Türkan’ın birbirini tamamladığını anlamışım. Setlerdeki Türkan, yaşarken, evdeki Türkan ise yaşadıklarını anlıyor. Bu bütünlük, bana güç veriyor ve kendimi daha derinlemesine tanımama yardımcı oluyor.
Gözlemler ve Oyunculuk Hakkında Düşünceleriniz
Hep çevrenizdeki doğayı, yağmuru, çocukları, metrobüste yolculuk eden insanları gözlemliyorsunuz. Bu durum, sizin için nasıl bir zenginlik? Yorulmuyor musunuz?

Oyunculuk, benim için doğaçlama ve gözlemlerle beslenmenin bir yolu. İnsanları ve yaşamı sürekli gözlemlemek, empati yeteneğimi güçlendiriyor. Sokakta yürürken, çocukların içtenliği ya da yaşlıların bilge bakışları bana ilham veriyor. Bu gözlemler, bana farklı karakterleri canlandırma ve dünyayı anlama konusunda büyük katkı sağlıyor. Bu hal beni yormuyor, aksine hayatın renklerini ve hikâyelerini daha derinlemesine kavramama yardımcı oluyor. Problemler karşısında ise, çözüm yolları aramaya odaklanıyorum ve bu süreçte kendimi geliştirmeye devam ediyorum.
Para ve Hayata Bakışınız
‘Keşke daha çok okul yaptırabilseydim’ diyorsunuz. Bir tekne sahibi olma hayaliniz ise maliyetli. Neden olmadı?
Benim için sinema, maddi kazançtan çok, hayatın bir parçasıydı. Paranın hayatımda merkezi olmadığını her zaman hissettim. Elbette sağlıklı yaşamak ve belli bir standartta olmak önemli, ama asıl anlamlı olan, elindekini paylaşabilmek. Çocuklarımıza eğitim imkânları sunmak, onların okul bahçesinde neşeyle koşuşturmasını sağlamak, bana gerçekten büyük zenginlik kazandırıyor. Bu nedenle, daha çok para kazanmak yerine, sahip olduklarımı sevgiyle paylaşmayı tercih ettim. O zamanlar telif hakkı gibi sorunlar yaşanıyordu; ulaşım, kostüm ve makyaj gibi giderlerimizi kendimiz karşılıyorduk. Kazandığımız paranın büyük bir kısmını yine sinemaya harcıyorduk. Bu durumdan pişmanlık duymadım, çünkü o dönem kazandığım para, bana ve sanatımı geliştirmeme yetti. Bugün ise, genç meslektaşlarımın daha iyi imkanlara sahip olması beni mutlu ediyor ve onların da bu fırsatlara erişebilmesini istiyorum. Asıl zenginliğin, çocukların eğitimine katkıda bulunmak ve onların umutla büyümesini sağlamak olduğunu düşünüyorum.
Öfke ve Affetme Konusu
Öfkenizden bahsediyorsunuz; ‘Kin tutarım ve affetmem’ diyorsunuz. Bircan Hanım’ın sizin bakışınızdaki sertlik ve soğukluk hakkındaki sözleri sizi nasıl etkiliyor?
Hayatta belli bir noktadan sonra, kendimizi koruma içgüdüsüyle bu tutumu geliştirdiğimizi düşünüyorum. Bazen kelimelerden daha etkili olabiliyor suskunluk ve bakışlar. Bircan Hanım’ın sözleri de bu bağlamda, onun bakış açılarına saygı duyuyorum. Herkesin hayatta kendine göre savunma mekanizmaları ve duygusal sınırları var. Bu sınırları korumak, kendimizi güvende hissetmek adına önemli. Ama zamanla, affetmenin ve sevginin de güç olduğunu fark ettim ve bu konuda gelişmeye önem veriyorum.
Aşk ve Çocuklar
Anneniz oldukça otoriter ve dediği dedik biri. 17 yaşında Rüçhan adlı kişiyle tanışıp 19 yıl birlikte oluyorsunuz. O kişi, size 23 yaş büyük ve sizin kanatlarınıza sığınıyorsunuz. Sonra Cihan Ünal’a aşık olup ondan ayrılıyorsunuz. Bu süreçte aşk mı, yoksa kendi yolunu bulma arzusu mu sizi harekete geçirdi?
Aslında ikisi de vardı. Hem duyduğum aşk, hem de kendi gelişim ve yol alma duygusu beni bu yönlendirmelerde bulunmaya itti. Kendi iç dünyamda, gerçek benliğime ulaşma ve özgürleşme arzusu, bu kararları almamda etkili oldu.
Ev ve Kimlik Çelişkisi
Cihan Ünal’la evlenip Ankara’ya taşınıyorsunuz. Ve bir anda, film yıldızı Türkan Şoray’dan, evin kadını Türkan’a dönüşüyorsunuz. Bu dönüşüm, sizin için nasıl bir deneyimdi? Bu süreçte, evde yardımcınızın bile olmadığını söylüyorsunuz. Bu durum, eşiniz Cihan Ünal’la nasıl bir iletişim kurmanıza neden oldu?
O dönem, içimde büyük bir mücadele vardı. Film yıldızı kimliğimle, evin sorumluluklarını üstlenmek arasında kalmıştım. Evin işleri, çocuk bakımı ve günlük hayatın tüm sorumluluğu bana aitti. Bu durum, başlangıçta zorluklar çıkarsa da, zamanla kendi gücümü keşfetmeme ve içsel bir denge kurmama yardımcı oldu. Cihan Bey de bu duruma saygı gösteriyor ve bana güveniyordu. Bu süreç, bana kendi ayaklarım üzerinde durmayı ve gerçek kimliğimi bulmayı öğretmişti.
Güven ve Aldatılma Deneyimi
Ve siz, erkelerin güvenilmezliğinden bahsediyorsunuz. Aldatıldığınızı öğrendiğinizde ne hissettiniz?
Derin bir hayal kırıklığı ve üzüntü yaşadım. Güvenin sarsılması, insanda büyük bir travma yaratabilir. Ama hayat bu; bazen acı deneyimler de büyümemize ve kendimizi daha iyi tanımamıza vesile olur. Bu deneyimden sonra, insanlara güven konusunda daha temkinli oldum ve sevgiyle beraber, biraz da dikkatli olmayı öğrendim.
Kendi Gücünüz ve Bağımsızlığınız
En çok hangi dönemde kendinizi özgür ve güçlü hissettiniz?
Yağmur’la beraber kendi evimize çıkıp, faturaları ödemeye, bankacılık işleriyle ilgilenmeye başladığım zaman kendimi gerçekten özgür hissettim. Bu, bağımsızlık yolunda büyük bir adım olmuştu. Öncesinde prangaları elbette kırmıştım, ama bu yeni sorumluluklar bana içsel bir güç ve özgüven kazandırdı. Artık kendi hayatımın kontrolünü elime almıştım ve bu, bana büyük bir güç verdi.
Sona Dair Düşünceler ve Teşekkür
Son olarak, okuyuculara ve hayranlarına iletmek istediğiniz başka bir mesajınız var mı?
Şu an hayatım oldukça sade ve mutlu. Bu hayatı yaşarken, her şeye şükrediyorum. En çok halkımın sevgisine, Türkan Şoray olmanın gururuna, anne olmaya ve kızım Yağmur’un sevgisine minnettarım. Onların sevgisi ve desteğiyle ayakta duruyorum. Sevgiyi kalpten kalbe çoğaltmak, yaşamın en güzel yanı. Tüm seyircilerime, hayranlarıma ve dostlarıma sevgiyle selamlarımı iletiyor, hayatın ve sinemanın büyüsüne inanıyorum. Yaşasın hayat, yaşasın sinema!
Oyunculuğa ve Geleceğe Dair Düşünceleriniz
Zamanla daha toplumsal ve gerçekçi karakterleri canlandırmak istediğinizi ve bu doğrultuda projeler düşündüğünüzü belirtiyorsunuz. Bugün, nasıl filmler ve hikâyeler hayal ediyorsunuz?
Hayatın gerçek yüzünü yansıtan, insanlara umut ve güç aşılayan hikâyeleri anlatmak istiyorum. Büyüdükçe ve deneyim kazandıkça, anlatmak istediğim hikâyelerin derinliği ve anlamı da arttı. Bu nedenle, yeni projelerde daha gerçekçi ve topluma dokunan karakterlerle yer almak isterim. Çekmecemde duran birçok senaryo ve hikâye var; belki bir gün, doğru bir proje ile yeniden kamera karşısına geçerim.
Sinemadan Uzak Durma ve Yeni Projeler
Sinemadan uzak kalmanızın nedeni, teklif gelmemesi mi yoksa sizin mi beğenmemek?
Maalesef, belli bir yaştan sonra başrol teklifleri gelmiyor ve roller de daha sınırlı oluyor. Yine de, bana uygun ve içimi kıpır kıpır yapan projeler olursa, tekrar kamera önüne geçmek isterim. Ama eğer beni heyecanlandıran bir hikâye ve karakter olmazsa, sanatla vedalaşmayı da göze alırım.
Güçlü Bir Kadın Olarak Kendini Keşfetme Süreci
Yağmur’la anne-kız ilişkisini kurarken, kendi çocukluğunuzdan ve yaşadıklarınızdan ne gibi dersler çıkardınız?
Çocukluğumdan gelen deneyimlerim ve öğrendiklerimle, onun hayatını şekillendirmeye çalışıyorum. Kendimi güçlü ve cesur hissettiren şeyler, anne olmaktan ve onun gelişimine katkıda bulunmaktan geliyor. Ona sevgiyle, güçle ve özgüvenle yaklaşmaya özen gösteriyorum. Bu süreç, bana içsel bir güç ve özgürlük kazandırdı.
Yılların Tecrübesi ve Anıların Derinliği
Mine karakteri ve onun temsil ettiği özgürlük, sizin hayatınızdaki kırılma noktası gibi görünüyor. Bu rol, sizin için ne ifade ediyor?
‘Mine’, benim için özgürlüğü ilan ettiğim ve kendimi daha güçlü hissettiğim bir dönemi temsil ediyor. O film sayesinde cesaretimi ve kararlılığımı seyirciye aktardım. Bu, benim için büyük bir dönüm noktası oldu. Aynı zamanda, kadınlara ve kendine güvenen, özgür bireylere ilham verdiğine inanıyorum. Bu nedenle, ‘Mine’ benim içimdeki güç ve özgürlük arzusunun simgesi.
Hayattan ve Aşklardan Anılar
“Cüneyt Arkın’ın dünyanın en yakışıklı adamlarından biri olduğunu düşünüyorum. Bizim aşklarımız genellikle kameranın motor sesiyle başlar, stop sesiyle sona ererdi. Cüneyt, öyle yakışıklıydı ki, onun sahneleri bittiğinde, oturup izlerdim. Belki de bu nedenle seyirci, bu aşkları daha çok seviyor ve gerçek olmasını istiyor.” — Türkan Şoray
“Duygularım beni yanıltmıyorsa, Türkan Şoray ve Cüneyt Arkın arasında, uzun zamandır aşılmamış büyük bir aşk yaşandı. Bu aşk, kalpte saklı, sözlere dökülmemiş ama gözlerde alev alev yanan bir hikâyeydi. Kamera önünde yaşanan sahneler, aslında gerçek aşklar kadar içten ve tutkulu olabiliyor. Sarılmalar, ten ten olma anları, kim bilir, ne kadar özleniyor ve bekleniyordur. Bu, benim şahsi yorumum ve gözlemlerim.” — Bircan Usallı Silan
“Rüçhan’ı 17 yaşında tanıdım ve onunla 23 yıl birlikte oldum. O, büyük yaş farkıyla bana şefkat ve ilgi gösterdi. Yakışıklıydı ve bana güven verdi. Ancak, zamanla farklı yollar seçtik ve hayat kendi akışında ilerledi. Bu deneyimler, bana yaşamın gerçek yüzünü ve sevgi ile beraber gelen acı tatlı duyguları öğretti.” — Türkan Şoray




